Amerika' nın II nci Dünya Savaşı sırasında ziyadesiyle istifade ettiği hafif zırhlı yarı kamyonu. 1914 yılında ilk defa Ruslar tarafından tasarlanıp Fransa' da Citroen fabrikasında üretilen "half-truck" modelinin lisansını ve Citroen-Kegresse P17 aracını 1931 yılında satın alan Amerikalılar bu aracı geliştirmeye başlamışlar. 1939 yılında ilk prototip olan T14 üretilmiş. Daha sonra takip eden yılın sonbaharında bu model standardize edilerek M2 ve M3 hafif zırhlı personel taşıyıcıları üretilmiş. Savaş boyunca çok etkin rol alan bu araçlardan ortalama 41 000 den fazla servise sunulmuş. Bazı kaynaklara göre üretilen bu araçların 70 farklı modeli olduğu beyan edilmekte. Daha sonra bütün bu modeller içersinden M2, M3, M5 ve M9 modelleri geliştirilmiş. Üretimi 1944 yılına biten bu araçlar 1950 yılına kadar serviste kalmış. Gelelim makalemize konu olan M16’ ya. Bu araç M3 şasesi üzerine montelenmiş, araç karoser bölümünde adına quad-mount adı verilen, 12,7 mm’lik dört namlulu, kendi bünyesinde mevcut bir jeneratörün ürettiği elektrikle hareket alan bir uçaksavara sahip modeli. Araç White 160 AX tipi, 147 beygirlik altı silindirli bir motora sahipti. İki kademeli şanzumanı sayesinde dört vitesli araç ikinci kademe vasıtasıyla sekiz vitese çıkmaktaydı. Bunlara iki geri vites de eklenince, araç toplamda on vites olmaktaydı. Maksimum hızı 72 km. olan araç, 230 litrelik tam dolu deposuyla 282 km. yol katedebilmekteydi. Toplam mürettebat sayısı beş olan araçta, bir şoför, bir araç komutanı, bir silahçı ve iki kişilik bir ekipten oluşan mühimmatçılar vardı. Araç Almanların Sdkfz. 251 ile aynı olmakla birlikte, Sdkfz. bu araçtan çok daha iyi bir zırh korumasına sahipti. Bunun yanında ise M16, çok daha fazla hareket kabiliyetine ve çok daha güçlü bir motora sahipti.
Sıra geldi kitimize. Dragon' un Smart Kit adı altında satışa sunduğu modellerden bir tanesi. 39-45 serisi olarak satılan kitte altı farklı dekal ve boyama opsiyonu mevcut. Ancak bu opsiyonlar aracın yapımıyla ilgili bir değişiklik içermiyor, standart tek bir yapım planı mevcut. Kutu muhteviyatında silecekleri, ön cam zırhlısı ve kapılarda mevcut pencereleri, uçaksavarın alt kısmının kuşağı, arka çamurluk paspasları ve ön şase ızgaraları p.e. olarak verilmiş. Yine kutu içersinde birisi uçaksavarı kullanan, diğeri ise şoför olmak üzere iki adet figür mevcut. Ayrıca ön tarafta bulunan çekme halatı içinde bir adet 35 mm. uzunluğunda zincir ve 320 mm.uzunluğunda bir adet de naylon ip mevcut. Kit toplamda 340 parçadan oluşuyor ama bu parçaların 64 tanesi yapım planına göre ıskartaya çıkmakta ve kullanılmıyor.
Ön tarafta bulunan radyatör ızgarası için iki farklı seçenek mevcut, kapalı ve açık. Bu opsiyonlar içinde ayrı iki adet ön ızgara verilmiş. Izgarayı kapalı yapmak isterseniz yekpare haldeki plastik parçayı kullanabilirsiniz. Fakat ızgarayı açık yapmak isterseniz kitte verilen p.e. parçaları kullanmanız gerekiyor. Bu p.e parçalarıda yerine yapıştırmadan önce dekalleyip, dekalleri ızgaraların ayrım yerlerinden kesmek icap etmekte. Ben açık olanı tercih ettim.
Kutudan çıkan silahlar oldukça detaylı verilmiş ve namlu uçlarıda fabrikasyon olarak delinmiş olarak gelmekte. Zaten kit genel olarak, motor bölümü ve uçaksavarın jeneratör kısmı hariç, oldukça detay içermekte ve neredeyse %99 oranında orijinaline benzemekte. Bu detaylar ve gerçekçilik kit için verilen parayı bir nebze mantıklı hale getirmekte. Ayrıca kitin genelinde kalıp izleri haricinde çapağa rastlamak mümkün değil. Bu da yine kitin artılarından bir tanesi.
Kitin yapımında yapım Kılavuzu takip edilirse hiç bir sorun çıkmadan birleştime yapmak mümkün. Burada benim için zorluk çıkartan tek istisna parça ön şasesinin en üst kısmında bulunan, anten çubuğunuda ihtiva eden parça. Kılavuza baktığınızda parçayı nereye oturtacağınızı bir türlü kestiremiyorsunuz. Tahmini olarak bir yere yapıştırıp uyumsuzluk yaşmanız çok olası. Bu parça için aracın ön kısmınının yakından çekilmiş bir fotoğrafını edinmeniz parçayı tam olarak nereye ve nasıl yapıştıracağınız konusunda size yardımcı olacaktır. Bu durumu kitin eksi hanesine not alınmasının gerekip gerekmeyeceğine sizler karar verin.
Bu tip "half-truck" adı verilen araçlarda normal midir bilmiyorum lakin kitin içinden çıkan paletler benim oldukça garibime ama bir o kadar da hoşuma gitti. Paletler ne bildiğimiz vinil ne de bakla. Tek parça halde, maketin kendi plastiğinden imal edilmiş, yuvarlanıp birleştirilmiş ve tekerler ile dişlilerin, içersine tam olarak kusursuz bir biçimde oturacağı şekilde yapılmış. Hal böyle oluncada ne palet dizmekle, ne de palet gerdirip esnetmekle uğraşmıyorsunuz. Bu durum da kitin artılarının arasına eklenebilir kanımca.
Gelelim "nasıl yapılmış" bölümüne. Kılavuzu önüme aldığımda kitin motor bölümünden toplanmaya başlağını gördüm ve orada gösterildiği üzere ben de toplamaya motor bölümünden başladım. Başlangıçta düşüncem sadece motor kısmını biraz detaylandırmaktı ve bu vesileyle işe eksoz manifoldunu yerinden kazıyıp, pirinç çubukları eğip, büküp, birbirlerine lehimlemek suretiyle yeni bir tane yapıp yerine yerleştirdim. Manifoldun olmuş gibi görüntüsü hoşuma gidince, marş dinamosu, şarj dinamosu, karbüratör derken yağ seviye gösterge çubuğuna kadar sürdü detaylandırma. Motor bölümü için yapılan tüm bu detaylandırma sürecinde adına halk dilinde zil teli denilen 0,5 mm. lik kablonun kendisini, izolasyon kısmını, 0,5 mm. lik pirinç çubukları, bobinajcıdan aldığım ve kalınlıkları 0,3 mm. ile 1 mm. arasında değişen tellerden ihtiyacım olanları ve kit üzerinde kullanılmayan parçalardan istifade ettim.
Motor bölümü boyanıp, eskitilip, kirletildikten sonra ortaya çıkan manzara beni ziyadesiyle tatmin ettiğinden tam gaz yola devam etmeye karar verdim. Kitin yapımına ön kaputla devam ettim ve bu aşamadan sonra artık yapım kılavuzunu takip etmeyi de bıraktım. Tüm halde verilen kaputu, gerçek araçta katlanabilir olması gereken yerlerden kesip, 0,1 mm. lik bakır folyo ve 0,3 mm. lik pirinç çubuklar yardımıyla menteşelerini yapıp gerçek araçtaki gibi oynar hale getirdim. Kaput kenarlarında kalıplama yöntemiyle yapılmış olan kaput el tutamaklarını ve kaput mandal menteşelerini kazıyıp, buralara 0,3 lük pirinç çubuk ve 0,1 lik bakır folyo ile yenilerini yaptım. Kaput tamamlandıktan sonra sağ ve sol kapılar içinde aynı yöntemleri kullanarak menteşelerini yaptım. Yine plastik kalıplama kullanılarak yapılmış, kapı üzerinde mevcut detaylardan kapı kolları, kapı kilitleri ve kapı sürgülerini yerlerinden kazıyarak yerine yine pirinç ve bakır malzemeleri kullanarak yenilerini yaptım. Bu süreçte beni en çok zorlayan kapı ve pencere sürgüleri oldu. 0,8 lik pirinç boruların ve 0,5 lik pirinç çubukların kullanıldığı bu süreç sabrımı epey zorladı.
Sürgüler de tamamlandıktan sonra araç yanlarında bulunan bidonların tutunacağı yeri ve kayışlarını yaptm. Tüm bu süreçte yine 0,1 lik bakır folyo benim en büyük yardımcımdı. Bidon koyma yerleri folyonun kesilip, eğilip, bükülüp, katlanması ile yapıldı ancak kayışlar ve tokaları elektronikçilerin baskı devre çıkartmak için kullandığı, "çiz asetat kalemiyle at asite" tekniğiyle yapıldı.
Bidonların ardından aracın aküsünün bulunduğu kısım yerinden kesilip yine bakır folyoyla yenisi yapıldı. Sytren tabakaları kullanarakta aküyü elde edip boyadıktan sonra yerine oturttum.
Ardından pedallar... Kite yapışık, yerle eksan halde verilmiş kalıp pedalları önce yerlerinden kazıdım ve ardından deliklerini açtım. Akabinde pirinç tabaka ile yeni pedalları yapıp yerlerine monteledim. Pedallar hareket etsin diye de, alt kısımlarına, üzerinden sabit olarak hareket edebilecekleri bir nevi bir menteşe düzeni hazırladım. Esasen pedalları yaylı yapıp, basılınca geri yerine gelebilecek şekilde tasarlamış ve sanayide yaycı bulup buraya uygun yay bile yaptırtmıştım. Ama işte her şey önceden hayal edildiği gibi olmuyor. Pedalların alt tarafında kalan boşluk kısım bu işleme müsade etmeyecek kadar küçük olduğundan yay olayı rafa kalkmak zorunda kaldı.
O kadar çok gaza gelmiştim ki, neredeyse aldığım gazla fezaya çıkabilirdim. Ben de fezaya çıkmak yerine Dragon' un vermiş olduğu kazma küreği bir yana atıp, ev yapımı alet edavata giriştim. Bu aletleri yaparken, pirinç çubuk, pirinç levha, pirinç tabaka, sytren tabaka ve dramel den istifade ettim.
Daha sonra koltuklar... koltuklar da yerlerinden kazınıp, sytren levha, bulaşık süngeri, eski bir tişört, kare pirinç çubuklar, scale hardware edinilmiş 0,5 mmlik pullar ve bolca sabırla yeniden yapıldı.
Alt şase, yürür aksam derken kabus dolu dakikalar o an başladı benim için. Kitin ön kaporta kısmı alt şaseye montelencekti. Öyle bir sorunla karşılaştım ki, "ne yaptın sen Dragon dedim" kendi kendime. Ön kaporta kısmını alt şaseye oturttuğumdada bir taraf anlam verilemeyen bir şekilde havada kaldı, bu da aracın ön gövdesinde bariz bir yamukluğa sebep oldu. Bu kusuru gidermek için kaportanın arka kısmında bulunan ve şaseye sıkı sıkıya oturmasını sağlayan tırnaklardan sağ taraftakini kesmek zorunda kaldım. Bu tırnaklar altta ve arada kaldıkları için görünmediklerinden ötürü ölümcül bir kusura sebep olmuyor, burası da işin sevindirici kısmı oldu benim için. Ancak bu sorunun üstedinden gelene kadar, kiti çöpe atmayı bile düşünmüştüm.
Arka karose kısmı da toplayıp tamamen birleştirdikten sonra başka bir "gel beni çöpe at" durumu daha gerçekleşti. Aracın ön kaporta ve arka karoserin birleşme sorunu. Bu iki parça da birbirine tam olarak oturmayıp beni bayağı bir zorladı.Birbirine denkleyipde birleştirene kadar akla karayı seçtim resmen. Esasen bu hatalar çok fazla zorlanılmadan düzeltilebilecek olmalarına karşın, benim kite ziyadesiyle detay ekleme çalışmamdan ötürü kabusa döndü, kiti parça parça boyayıp eskitmek durumu epey zorlaştırdı.
Kit tamamlandığında bol çamurlu, 1945 te Luzon' da çarpışmış bir cengaverdi artık. Aslında kiti temiz bir araç olarak tasarlamıştım başlangıçta kafamda ve çamura bulamayacaktım. Ama dedim ya her şey hayal edildiği gibi gitmiyor her daim. Kitin alt şasesini boyarken dozajı fazla kaçırmam, aracın çalışır bir araç değil de, hurda bir araç gibi görünmesine neden oldu. Ben de tekrar boyamakla uğraşmaktansa, sitede yer alan, Özgür Bey in makalelerinden bir tanesi olan çamur tekniğini kullanarak buladım aracın altını çamura. Bu arada unutmadan, buradan Murat Beyinde kulaklarını çınlatmak istiyorum. Brandalar, kendisinin uygulayıp, uygulamalı olarak anlattığı "abra kadabra ile epoxy putyi brandaya çevirme" tekniği ile yapıldılar.
Acısıyla tatlısıyla ve yoğun sırt ağrısıyla bitirdiğim kit için son bir cümle söylemek gerekirse, detay bakımından oldukça zengin bir kit olmasına karşın içerdiği iki büyük kusurla tarafımdan epeyce eksi puan aldı.